Gelecek halkın ellerinde
Fon skandalının ortaya saçılması ve AKP’nin üst düzey isimlerinden Fatma Betül Sayan Kaya’nın eşiyle birlikte 2 milyar lira vurgun yaptığının anlaşılmasının üzerinden 24 gün geçti. İktidar kurmaylarının “Ucu kime...
Fon skandalının ortaya saçılması ve AKP’nin üst düzey isimlerinden Fatma Betül Sayan Kaya’nın eşiyle birlikte 2 milyar lira vurgun yaptığının anlaşılmasının üzerinden 24 gün geçti. İktidar kurmaylarının “Ucu kime dokunursa dokunsun sonuna kadar gidilecek” dediği olayın ardından esas büyük darbeler muhalefete vuruldu. Rejim, muhalefet üzerindeki baskıyı artırırken fon skandalını da “temizlik gösterisi”ne çevirdi.
İşe hukuku karıştırmadan, tamamen bir iç muhasebe mantığıyla elbette... 26 Eylül’de, yani fon skandalının ülke gündemine geldiği günden sadece 3 gün sonra, T24’e erişim engeli getirildi. Ülkenin en çok takip edilen bağımsız haber mecralarından biri, bu kararla görünmez kılındı.
18 gün sonra ise bu kez daha olağanüstü bir hamle yapıldı. Türkiye’nin bir numaralı haber kanalı olarak tanımlayabileceğimiz Halk TV’nin kapısına polis dayandı. Kanala kolluk kuvvetleriyle gelen kayyum heyeti, yayına el koydu ve Halk TV’nin yayını durduruldu.
Kurumsal ve toplumsal muhalefetin sesini en çok duyurduğu, iktidarın en çok topa tutulduğu, eleştirel habercilikte başı çeken medya kurumu birkaç dakika içinde hukuksuz bir şekilde karartıldı. Operasyon tam da Ekrem İmamoğlu’nun savunmasına başlayacağı gün gerçekleştirildi. Gazeteciliğe hedefe koyan saldırı dalgası sadece kurumlarla sınırlı kalmadı.
X’binlerce kişisel ve kurumsal hesaba erişim engeli kararı verildi. Dijital bir abluka başlatıldı. Yetmedi, bu engelleri tutuklamalar izledi.
Fon skandalından önce gazeteci Tuğba Tekerek tutuklanmıştı. Merdan Yanardağ zaten 1 yıldır tutuklu. Skandaldan sonra da gazetecilere yönelik gözaltı ve tutuklamalar sürdü.
Bunlardan bazıları fon olayıyla alakalı, bazıları da alakasızdı. Ancak sonuçta hepsi aynı amaca hizmet etti. Gazeteci Derya Okatan 2 Ekim’de tutuklandı.
Mustafa Balcı ve Şaban Sevinç 9 Ekim’de tutuklandı. Murat Ağırel ve İsmail Saymaz ise aynı gün ifade verdikten sonra adli kontrolle bırakıldı; karar daha sonra ev hapsine çevrildi. Birkaç gün sonra, Halk TV’ye el konulmasının hemen peşinden, kanalın yorumcularından ve yıllardır fon/borsa konularında uyarıcı nitelikte pek çok yazı kaleme alan gazeteci Bahadır Özgür evinden gözaltına alındı.
Bir gece gözaltında tutulduktan sonra yurt dışına çıkış yasağıyla serbest bırakıldı. Son olarak önceki eşine az rastlanır bir hukuk garabeti daha yaşandı. Ayağındaki elektronik kelepçeyle ev hapsinde tutulan meslektaşımız ve ülkenin en güvenilir gazetecilerinden Murat Ağırel tutuklandı.
Ağırel’i 3 gün gözaltında beklettikten sonra üzerinde çalıştığı bir haberle ilgili “örgüte yardım ettin” diyerek tutukladılar. “Örgüt” denilen örgütten, soruşturmaya kadar kimsenin haberi yoktu üstelik. Bahsedilen örgüt Sarıgül Ailesi’ydi ve Ağırel, elindeki bir haberle ilgili onlardan cevap istediği için örgüte yardım eden kişi oldu!
Ağırel elindeki belgeleri neden yargı makamlarıyla paylaşmamış! Bir haberci, haber üstünde çalışırken böyle tuhaf bir suçlamayla karşılaştı ve hapse gönderildi. Hayatında oturup çay bile içmediği insanlara örgütlü faaliyet kapsamında yardım ettiği iddia edildi.
Peki neden yardım etmiş; bunun cevabı yok! “Para aldın” diyemiyorlar. İdeolojik bir motivasyon mu var?
Nasıl olsun, Sarıgül Ailesi siyasi bir örgüt değil ki! İnanılır gibi değil ama Türkiye’nin gerçeği tam olarak bu. Tüm bu baskı ve sansür Türkiye’nin içinden geçtiği tarihsel kırılma anının ürünü.
Tek adam rejimi kurumsallaşırken siyaset, medya ve kamusal alan başta olmak üzere her şeyi dönüştürmeye çalışıyor. 19 Mart 2025’te İBB operasyonu ve Ekrem İmamoğlu’nun tutuklanmasıyla bunun adaysızlaştırma/ muhalefetsizleştirme adımını görmüştük. CHP’ye yönelik mutlak butlan hamlesi, “seçimsiz Türkiye” projesinin başka bir aşamasıydı.
Yine bu proje doğrultusunda belediye başkanları tutuklandı, görevden uzaklaştırıldı. Yurttaşın sandıkta verdiği oylar fiilen geçersizleştirildi. Seçme ve seçilme hakkını hedef alan bu saldırıdan sonra şimdi de toplumun dilini, gözünü bağlama anlamına gelebilecek basına yönelik yüksek yoğunluklu saldırılar devreye alındı.
İktidar görmeyen, duymayan, bilmeyen, tartışmayan, organize olamayan, ortak bir hedefe kilitlenemeyen ve tabiri caizse başı kesilmiş tavuk gibi hareket eden bir muhalefet istiyor. Bunun için de bilgi trafiğine, bilginin üretildiği ve yaygınlaştırıldığı merkezlere saldırılar düzenleniyor. Bu atmosferde en önemlisi, değişim umudunu ve ülkeye dair inancı canlı tutabilmek.
Ancak bu hamasi söylemlerle, demagojiyle sağlanamaz. Halkın umudu kararlı, dirençli ve tavizsiz bir muhalefetle büyütülebilir. İktidarın karşısında teslim olmayan, karanlığı kabullenmeyen, demokraside, adalette, eşitlikte ve özgürlükte ısrarcı toplumsal kesimler, böyle bir muhalefeti ancak kendi iradeleriyle yaratabilir.
Dolayısıyla ses çıkarmak ve tüm yıldırma politikalarına rağmen ülkeden vazgeçilmeyeceğini gösterme zamanıdır. Bu akşam saat 19.00’da Halk TV’nin önünde, 24 Ekim Cumartesi ise saat 14.00’te İstanbul, Ankara, İzmir, Van, Diyarbakır ve birçok kentte yaşananlar karşısında bir irade sergilenecek. Eylem meşru bir haktır, alanlarda olmak da demokrasiden yana olan yurttaşlara düşen görevdir.
Memleketin güzel yarınları, halk iradesinin güçlenmesine ve dayanışmanın yaygınlaşmasına bağlıdır. Onurlu bir geleceği, toplumun onurlu duruşu yaratabilir. Yan yana gelmekten, haksızlıklara karşı birleşmekten ve bedel ödeyen insanlara sahip çıkmaktan başka çıkar yol yok.
Halk ülkesine ve geleceğine sahip çıkarsa, ne kadar pervasız olursa olsun hiçbir saldırı amacına ulaşamaz.



