Eşitlik masalı sürerken kadınlar neden hâlâ ölüyor?
Türkiye'de kadınlar öldürülüyor, kız çocukları eğitimden uzaklaştırılıyor, genç kızlar işyerlerinde ayrımcılığa uğruyor… Peki bütün bunlar yaşanırken kadın-erkek eşitliğini tartışmalı hâle getiren siyasi anlayışın...
Türkiye'de kadınlar öldürülüyor, kız çocukları eğitimden uzaklaştırılıyor, genç kızlar işyerlerinde ayrımcılığa uğruyor… Peki bütün bunlar yaşanırken kadın-erkek eşitliğini tartışmalı hâle getiren siyasi anlayışın sorumluluğu yok mu? Son 25 yılda Türkiye'de kadınların yaşam hakkı, özgürlüğü ve toplumsal konumu üzerine ciddi bir mücadele yaşanıyor… Kadın cinayetlerinin yanı sıra nedeni aydınlatılamayan şüpheli ölümler de toplumun vicdanını zorluyor… Eşleri, eski eşleri ya da yakınları tarafından öldürülen kadınların yanında, yüksekten düşerek ya da evlerinde şüpheli koşullarda hayatını kaybeden kadınların ölümleri de titizlikle araştırılmalı... Adalet Bakanından açık isteğim; “Şüpheli her ölüm aydınlatılmalı, hiçbir kadın dosyası karanlıkta bırakılmamalı…“ Ancak mesele yalnızca cinayetler de değil! Kamuda ve özel sektörde mobbing, işe alımda ayrımcılık ve ücret eşitsizliği, kadınların ekonomik bağımsızlığını zedeliyor… Kadın, “kaşık düşmanı, söz hakkı olmayan kişi değil, düşünen, gelenekleri, yaşam biçimini ve de dilini öğreten” en güçlü insandır! **** Kadını eşit haklara sahip bir kişilik olarak kabul etmeyen, erkeğin gerisinde duran biri olarak gören zihniyet, şiddetin beslendiği toplumsal zemini de güçlendiriyor... Daha da vahimi, kız çocuklarının geleceğini tehdit ediyor! Altı yaşındaki çocukların evliliğini meşrulaştırmaya çalışan söylemler, kız çocuklarının eğitimini küçümseyen ifadeler ve kadınları ikincilleştiren dini yorumlar karşısında hangi vicdan susabilir? Toplumsal tehlikeye neden olacak “Babalar kız çocuklarına şehvetle bakabilir “söylemi, ciddiyetle ele alınmalıdır… Diyanet gibi, inanç ve ahlaki gelişmeyi sağlayacak kurumlar, çocukların korunması ve kadınların hakları konusunda açık, tutarlı ve sorumlu bir tutum sergilemek zorundadır… İnanç, çocuk istismarına veya kadınların özgürlüğünün kısıtlanmasına gerekçe yapılamaz!
**** Bugün, 2 milyonu kız çocuğu olmak üzere okul çağına gelmiş, 3 milyon çocuk okullaşamamıştır… Kız çocuklarının eğitimden koparılması yalnızca bireysel bir kayıp değildir; ülkenin geleceğine vurulan bir darbedir! Eğitim hakkı elinden alınan her çocuk, Türkiye'nin aydınlanma umudundan eksilen bir parçadır! **** Oysa bizim geleneğimizde kadının yeri yalnızca erkeğin gerisinde durmak değildir… Orta Asya geleneğinde hatunlar, döneminin şartlarına göre devlet işlerinde söz sahibiydi… “Kusursuz bir eşitlik vardı demek,” kadim kültürümüzü bilmeyenler için belki inandırıcı olmayabilir, ama geleneksel bir gerçek olduğu da öğrenilmelidir… Tarihimizde “kadının karar ortağı olduğu” örnekler çoktur… Lider olan HAN’ın kararına onay veren eşidir. Onayını isterken eşine Hitabı; “benim HANIM” onayın nedir der! **** Kadını geriye iten anlayış, kültürümüzün tek ve değişmez gerçeği bugünkü iktidar anlayışıdır!
Oysa, Kadının sahiplenmediği hiçbir düşünce toplumsal bir dönüşüme yol açamaz… Kadın kendini güvende hissetmiyorsa, özgür değilse, laik, çağdaş ve demokratik bir Türkiye ideali de gerçekleşemez! Ekrem İmamoğlu'nun savunmasında vurguladığı halkın iradesi meselesi de burada anlam kazanıyor… **** Egemenliğin sahibi millettir, hiçbir iktidar hukukun ve demokratik denetimin üstünde değildir!. Bugün rakiplerini susturabileceğini düşünenler, yarın aynı uygulamaların kendilerine de dönebileceğini unutmamalı… Çünkü hukuk kişilere göre değişmez, demokrasi de iktidarın mülkü değildir… **** Kadınların öldürüldüğü, kız çocuklarının eğitimden koparıldığı, eşitliğin küçümsendiği bir ülkede, mesele yalnızca kadın meselesi değildir, aynı zamanda demokrasi ve insanlık meselesidir!. Kadınlar eşitlik istiyor, çocuklar eğitim istiyor, yurttaşlar adalet istiyor… **** Bu talepleri bastırmak hiçbir iktidarı kalıcı kılamaz. Bilinmeli ki; “Son sözü” saraylar, tarikatlar ya da havuz medyası değil, halk söyleyecektir…


