05 October 2026, Monday
Cumhuriyet Kalesinde Siyaset Sınavı
Gündem

Cumhuriyet Kalesinde Siyaset Sınavı

​İzmir; harita üzerindeki sınırlarıyla, nüfus büyüklüğüyle ya da klasik bir büyükşehir tanımıyla açıklanamayacak kadar derin, tarihsel ve simgesel anlamlar barındıran müstesna bir şehirdir. Bu topraklar; Kurtuluş...

​İzmir; harita üzerindeki sınırlarıyla, nüfus büyüklüğüyle ya da klasik bir büyükşehir tanımıyla açıklanamayacak kadar derin, tarihsel ve simgesel anlamlar barındıran müstesna bir şehirdir. Bu topraklar; Kurtuluş Savaşı’nın zafer mührünün vurulduğu, Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün işgalci güçleri ve düşmanı denize döktüğü kahramanlık destanının yazıldığı yerdir. Aynı zamanda bu coğrafya, bizzat Atatürk’ün önderliğinde kurulan Cumhuriyet’in ilk kıvılcımı, aydınlanma devrimlerinin ve çağdaşlaşma ideallerinin en köklü kalesidir.

İzmir demek doğrudan Cumhuriyet şehri, doğrudan Atatürk demektir. Bu tarihsel gerçeği anlamamak ya da görmezden gelmek, bu kentin ruh kökünü ve toplumsal hafızasını tamamen anlamamak anlamına gelir.​İzmir halkı da tarihinden ve kahramanlık destanlarından aldığı bu sarsılmaz bilinçle; Cumhuriyete, bağımsızlık mücadelesine ve Atatürk ilke ve inkılaplarına sonsuz bir sadakatle bağlıdır. Halkıyla, sokağıyla, duruşuyla Cumhuriyete ve Atatürk'e gönülden mühürlenmiş bu şehirde, ne dediğini ve neyi savunduğunu çok iyi bilen bilinçli bir toplumsal yapı vardır.

İşte tam da bu yüzden, İzmir Büyükşehir Belediye makamı sıradan bir idari yer veya geçici bir siyasi basamak değildir. Burası yalnızca asfalt döken, park yapan, çöp toplayan ya da bütçe yöneten teknik bir bürokrasi merkezi olamaz; burası, Cumhuriyet devrimlerinin ve Atatürkçü duruşun yerel yönetim düzeyindeki en yüksek temsil makamıdır. Son dönemde yaşanan bazı gelişmeler, bu hassas dengenin ve makamın omuzlarında taşıdığı simgesel anlamın ne denli sarsıldığını kamuoyunun gündemine taşıdı.

Bir süre önce Cumhuriyet Halk Partisi’nden istifa eden İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Cemil Tugay’ın, ardından Atatürkçü Düşünce Derneğüyeliğinden de ayrılması toplumda geniş yankı uyandırdı ve ciddi bir tartışma ortamı yarattı. Her ne kadar bu ayrılıklar kişisel tercihler, yoğun idari gerekçeler veya mesleki mazeretlerle savunulmaya çalışılsa da, zamanlaması ve arka planı itibarıyla İzmirlilerin vicdanında derin bir soru işareti bıraktı.​Demokratik sistemlerde halkın oyuyla göreve gelen belediye başkanları, koltuğa oturduktan sonra kendi başına, kentin temel değerlerinden bağımsız hareket edemezler. Çünkü seçilmiş olmak, kişiye dilediği gibi hareket etme yetkisi değil; aksine halkın iradesine, kentin tarihsel kodlarına ve ortak akla karşı katı bir sorumluluk yükler.

Türkiye’de siyasetin olağan akışı ile İzmir’in siyasi kodları her zaman birebir örtüşmez. İzmir’de siyaset yapmak, yalnızca ortak bir aidiyeti paylaşmak değil, aynı zamanda kentin belleğine ve kurucu değerlerine kefil olmak demektir. Bu bağlamda yaşanan her siyasi kırılma, yerel idare ile halk arasındaki görünmez ama çok güçlü olan güven sözleşmesini test eder.

İzmir gibi kimliğini doğrudan kurucu değerler üzerine inşa etmiş bir şehirde, kenti yönetenlerin bu değerlerle olan bağını zayıflatması veya sorgulanır hale getirmesi kabul edilebilir bir durum değildir. İzmir’in anlamını kavramakta zorlanan ve kentin bu eşsiz değerleriyle bağını koparanlar, yönetsel anlamda zaten büyük bir sıkıntı yaşar; çünkü böylesi bir kopuş, doğrudan şehrin ruhuyla ve Cumhuriyete bağlı halkıyla ters düşmek demektir. ​İzmir'i yönetmek, kentin tarihsel, kültürel ve ideolojik kodlarıyla tam bir uyum içinde olmayı zorunlu kılar.

İzmir Büyükşehir Belediye makamında oturanların sırtındaki yük, sıradan bir yerel yöneticinin taşıdığından çok daha ağırdır. Sadece yol, su, altyapı gibi fiziksel hizmetler üretmek bu kenti yönetmek için asla yeterli olamaz. Çünkü Cumhuriyetine ve Atatürk'e sonsuz bir bağlılıkla sarılan İzmir halkı, seçtiği yöneticiden yalnızca rutin belediyecilik hizmetleri beklemez; aynı zamanda Cumhuriyetin kurucu felsefesine ve Atatürk mirasına aynı kararlılıkla, tavizsiz bir şekilde sahip çıkmasını ister.

Bu aidiyet duygusu ve güven zedelendiğinde, yerel yönetim ile kent halkı arasındaki bağlar yara alır; kentte hissedilen aidiyet krizi, kaçınılmaz olarak toplumsal bir huzursuzluğa dönüşür.​Geçmişte nasıl ki bu topraklar emperyalizme karşı ortak bir iradeyle ayağa kalktıysa, bugün de kentin idari makamında bulunanların aynı iradeyi temsil etmesi beklenir. Yerel yönetimler halkın kalesidir; bu kalenin içini boşaltmak ya da kentin ruhuna yabancılaşmak, en büyük hasarı yine yönetenlerin kendisine verir.​Bugün gelinen noktada, İzmir Büyükşehir Belediye makamında oturanların kentin ruhunu eksiksiz bir şekilde okuyabilmesi, onunla bütünleşmesi ve bu tarihi sorumluluğun bilinciyle hareket etmesi hayati bir zorunluluktur. İzmir, geçmişte olduğu gibi bugün de kendi kimliğine yabancılaşanları değil, Atatürk'e ve Cumhuriyete olan inancıyla onunla aynı yolda yürüyenleri baş tacı eder; çünkü bu şehirde siyasetin, günlük yaşamın ve geleceğin merkezinde bizzat Cumhuriyetin özü yer alır.

Şanlı tarihin, kurucu değerlerin ve Atatürk'ün adıyla mühürlenmiş İzmir'de, bu emaneti taşıyanların kentin özüne sadık kalması; toplumsal huzurun, yerel demokrasinin ve Cumhuriyet mirasının geleceği için vazgeçilmez bir zorunluluktur.

İlgili Haberler