26 September 2026, Saturday
Çocuklarımıza Bıraktığımız İlk Miras
Gündem

Çocuklarımıza Bıraktığımız İlk Miras

Bir bebeğin dünyaya geldiği gün, evin içinde tatlı bir telaş başlar. Kimi dedesinin adını yaşatmak ister, kimi anneannesinin… Kimi kulağa hoş gelen bir isim arar, kimi de çocuğunun hayatına güzel bir anlam bıraksın...

Bir bebeğin dünyaya geldiği gün, evin içinde tatlı bir telaş başlar. Kimi dedesinin adını yaşatmak ister, kimi anneannesinin… Kimi kulağa hoş gelen bir isim arar, kimi de çocuğunun hayatına güzel bir anlam bıraksın ister. Büyükler fikirlerini söyler, anne baba düşünür.

Bazen günlerce, hatta haftalarca karar verilemez. Ve o küçücük bebeğin hayatına ilk kelime bırakılmış olur. Çünkü insanın ömrü boyunca en çok duyduğu kelimelerden biri kendi adıdır.

Belki de “Adıyla yaşasın” dileği bu yüzden söylenmiştir. İsim elbette kader değildir. Bir insanın nasıl biri olacağını yalnızca adına bakarak açıklayamayız.

Karakter; ailesiyle, çevresiyle, eğitimiyle, yaşadıklarıyla ve yaptığı seçimlerle şekillenir. Çünkü çocuğa verilen ilk hediyelerden biridir. Geçtiğimiz yıl Güllü’nün, yani Gül Tut’un ölümüyle ilgili gelişmeleri takip ederken benim de aklıma isim meselesi takıldı.

Kamuoyuna yansıyan soruşturma ve yargı sürecinde Tuğyan ismi de gündeme geldi. Ben ise bir noktada olayın kendisinden çok, bu ismin anlamını düşündüm. İnsan böyle ağır bir olayın içinde bu kelimenin anlamıyla karşılaşınca ister istemez durup düşünüyor.

Bir ismin insan hayatında gerçekten bir karşılığı olabilir mi? Elbette buradan bir kader ilişkisi çıkarmak doğru olmaz. Bir insanın adına bakarak karakteri hakkında hüküm vermek de… Fakat bu çağrışım bana başka bir soru sordurdu: Bir isim kader değilse bile, anlamının hiç mi önemi yok?

Özellikle geçmişte bazı aileler çocuklarına isim seçerken, “Kur’an’da geçiyor” düşüncesini yeterli görmüş. Oysa Kur’an’da geçen her kelime kişi adı değildir. Bir kelime bir yerde fiil olabilir, başka bir yerde sıfat, bir nesne, bir yer adı ya da cümle içindeki bir unsur… Mesela İkra, “Oku” anlamındaki bir emir ifadesidir.

Nisa, “kadınlar” anlamına gelen bir kelimedir. Arafat ise bir yer adıdır. Yani bir kelimenin Kur’an’da geçmesi başka şeydir, onun bir çocuk için güzel ve anlamlı bir isim olması başka… Burada mesele kimsenin tercihine burun kıvırmak değil.

Tam tersine, çocuklarımıza isim verirken biraz daha dikkatli olmaktan söz ediyorum. Çünkü bir ismi seçerken sadece “Nerede geçiyor?” diye değil, “Ne anlama geliyor?” diye de sormak gerekiyor. Bazen kulağa çok zarif gelen bir kelimenin anlamını öğrendiğimizde şaşırabiliyoruz.

Bir kelimeyi güzel tınısı nedeniyle benimsemek mümkün; fakat insan ömrü boyunca taşıyacağı bir adı seçerken anlamını bilmek de bence en az kulağa hoş gelmesi kadar önemli. Bugün isim seçerken başka ölçülerimiz de var. Bunların hepsi anlaşılabilir istekler.

Ama güçlü olmak başka, sert olmak başka şeydir. Gösterişli olmak başka, anlamlı olmak başka… Belki de güçlü bir isim ararken gücü öfkede değil; merhamette, adalette, huzurda ve sevgide aramak gerekir. Çünkü bazı kelimeler daha söylenirken bile insana güzel şeyler düşündürür.

Belki isim seçerken biraz da bunu aramalıyız. Ama adı onunla birlikte yürümeye devam eder. Ve yıllar sonra belki kendi çocuğunun ağzından duyulur.

İşte bu yüzden bebeğe isim koymak, sandığımızdan daha büyük bir iştir. Sadece kulağımıza hoş gelen bir kelimeyi seçmeyiz. O yüzden isim koyarken biraz daha yavaşlayalım.

“Güzel duyuluyor mu?” diye sormadan önce, “Güzel bir anlam taşıyor mu?” diye de soralım. Çünkü çocuklarımıza vereceğimiz isim, onların hayatına bizim tarafımızdan bırakılan ilk kelimelerden biridir. Biz çocuklarımız için yalnızca güzel bir ad değil, güzel bir anlam da dileyelim ki, çocuklarımız adlarıyla ve de layıkıyla yaşasınlar…

İlgili Haberler