Bir Memleketin En Büyük Kaybı: Ahlâk!
Bir memleket yalnızca ekonomik krizlerle, siyasi çekişmelerle veya geçim sıkıntısıyla çökmez. Bir memleketin asıl çöküşü, insanının vicdanını ve ahlâkını kaybetmesiyle başlar. Bugün etrafımıza baktığımızda gördüğümüz...
Bir memleket yalnızca ekonomik krizlerle, siyasi çekişmelerle veya geçim sıkıntısıyla çökmez. Bir memleketin asıl çöküşü, insanının vicdanını ve ahlâkını kaybetmesiyle başlar. Bugün etrafımıza baktığımızda gördüğümüz manzara ne yazık ki budur.
Güven azalmış, adalet duygusu zedelenmiş, liyakat geri plana itilmiş, menfaat ise neredeyse her şeyin önüne geçmiştir. Dürüstlük meziyet, işini hakkıyla yapmak kahramanlık sayılır hâle gelmiş. İş bilenle iş çevireni, ticaretle fırsatçılığı, makamla üstünlüğü birbirine karıştırmışız.
Bir de toplum içinde “Ben adamım!” diye dolaşıp arkasında borç, mağduriyet ve kırılmış güven bırakanlar var. İnsanların iyi niyetini istismar eden, verdiği sözü tutmayan, imkânı olduğu hâlde borcunu ödemeyen, başkasının alın teri üzerinden kendisine itibar kazandırmaya çalışanlar... Gerçekten imkânsızlık içinde borcunu ödeyemeyenleri elbette ayrı tutuyorum.
Benim sözüm, insanların hakkını yiyip hiçbir şey olmamış gibi hayatına devam edenleredir. Adamlık gösterişli sofralarda oturmakla, kalabalık çevrelerle dolaşmakla değil; verdiğin sözün arkasında durmakla, borcuna sadık kalmakla ve kul hakkından sakınmakla olur. Üstelik mesele yalnızca ticaret değildir.
Siyasette, sporda, eğitimde, bürokraside, sosyal hayatta aynı ahlâkî aşınmayla karşı karşıyayız. Herkes adalet istiyor ama kendi menfaati söz konusu olduğunda adaleti unutabiliyor. Herkes dürüstlükten bahsediyor ama sıra kendi nefsine geldiğinde sessizleşiyor.
Bizim medeniyetimizde makam emanetti, ticaret helâl kazançtı, komşuluk merhametti, insanlık ise edep ve ahlâktı. Bugün ise makamı saltanat, emaneti ganimet, serveti üstünlük vesilesi gören bir anlayış yaygınlaşıyor. Oysa Karun'un hazineleri de kendisini kurtaramadı.
Bu mesele sağın veya solun, iktidarın yahut muhalefetin meselesi değildir. Ahlâksızlığın partisi, haksızlığın ideolojisi, kul hakkının mazereti olmaz. Rabbimiz Kur'ân-ı Kerîm'de buyuruyor: “Şüphesiz ki Allah, bir kavim kendi durumunu değiştirmedikçe onların durumunu değiştirmez.” (Ra'd, 11) Öyleyse değişime önce kendimizden başlamalıyız.
Haksızlık karşısında susmadan, iyiliği yalnızca sözde bırakmadan, hakkı ve adaleti hayatımızın merkezine koymalıyız. Ben bu memleketten ümidimi kesmek istemiyorum. Çünkü hâlâ helâlinden kazanan, vicdanıyla yaşayan, Allah'tan korkan, kuldan utanan güzel insanlarımız var.
Bir memleketin en büyük fakirliği parasızlık değil, vicdansızlıktır. Adamlık taslamakla adam olunmaz. Müslümanlık yalnızca dille değil, güzel ahlâkla yaşanır.
Bugün başkasının parasını, emeğini, umudunu ve güvenini tüketerek kendisine hayat kuranlar bilmelidir ki bu dünya kimseye kalmadı. Ne makam kaldı ne servet. Ama yenilen kul hakkının hesabı kaldı.
Velhâsıl; ahlâkı kaybedersek memleketi de kaybederiz. Rabbim bizleri hakkı gözeten, emanete sahip çıkan, kul hakkından sakınan kullarından eylesin.



