03 November 2026, Tuesday
Başıboş Yaşam, Aşırı Özgürlük İsteği Aileyi Vuruyor
Ekonomi

Başıboş Yaşam, Aşırı Özgürlük İsteği Aileyi Vuruyor

Geçenlerde bir beyefendi laf arasında toplumda başıboş yaşamak isteyen insanların sayısı artıyor, demişti. Yaşadığımız çağda erkek ve kadının kendisini sınırlayan hiçbir otoriteyi kabul etmek istemediğini söylemişti....

Geçenlerde bir beyefendi laf arasında toplumda başıboş yaşamak isteyen insanların sayısı artıyor, demişti. Yaşadığımız çağda erkek ve kadının kendisini sınırlayan hiçbir otoriteyi kabul etmek istemediğini söylemişti. Kutsalları ayaklar altına alma pahasına bir vurdumduymazlık, bencillik, cinsi serbestlik, başıboş yaşam kendisini gösteriyor, ülkemizde ve dünyada demişti.

Başıboş yaşama talip olmak, özseverlik ve aşırı özgürlük isteği kutsalları ve aileyi vuruyor. Eğitim ve ekonomik gücü hakkıyla yönetemeyen, kendini beğenen, enaniyeti taşkın, egosu büyük erkek ve kadın bir ailede uzun süre yaşayamıyor, evlilik hayatını sürdüremiyor. Aile hayatı benlerin bize dönüştüğü kutsal bir kurumdur, herkesin kendisini beğendiği ve ben dediği bir ortamda hiçbir kutsal hakiki manada aile içinde var olamaz.

Bir toplumda faizin artması ve kutsalların aşırı özgürlük isteğinin yanında zayıflaması, fuhuşun artmasına fuhuşun artması da evlenmek isteyen gençlerin azalmasına ve aynı zamanda evli çiftlerin de evliliklerinin kısa sürmesine neden olur. Eğer bir kişi, kutsallarını aşırı serbestliğe ve başıboşluğa feda ederse cinsi ihtiyacını nikâh dışında başka yollardan ve mekânlardan gidereceğine inanırsa kolay ulaşılabilirlik artarsa evliliğin büyük sorumluluğunun altına girmek istemez. Toplumu ayakta tutan en büyük iki kale, iki sığınak din ve aile gün geçtikçe yara alıyor.

Dini yaşamak yerine dilimizden öte geçmeyen, edebiyatı yapılan ama yaşantıda tesiri azalan bir yöne doğru savurduk. Aileyi ise kadını ölçüsüz güçlendirerek özgürleştirerek diziler ve gündüz kuşağı programlarıyla sosyal paylaşım kafasını karıştırdık, toplumda cinsi serbestliğin yayılmasına zemin hazırlayarak da zayıflattık aile kurumunu. Ufak tefek nedenler yüzünden bir zamanlar aynı sofra etrafında toplanan bacı kardeş niçin görüşmek istemez?

Hani Allah’ın hatırı bütün hatırlardan yüceydi, hani üç günden fazla birbirimizle küs durmayacaktık. Bir genç niçin ailesini bırakıp da ben artık apartta yaşamak istiyorum, der ve yine bir kadın ev hanımlığı “köleliktir” diyerek evini bir “kafes” gibi görür. Bu zihni dönüşümün, zihni işgalin sonu nereye gider?

Şu günlerde okuduğum kitaptan bazı alıntıları siz okuyucularımla paylaşmak isterim: “Din ve ahlaka karşı olmaktan söz edenlerin tümü, aynı şekilde aile aleyhinde de söz ederler. Aradaki ilişki gayet açıktır. Din, ahlak ve aile bunların hepsi “insanlığı ifsat etmeyi ve onları eşeklere dönüştürmeyi hedef alan” planların gerçekleştirilmesinin önündeki engellerdir.” “Cinsi anarşinin önünde duran tabi engel, ailedir.

İnsanlığı ifsat etmek isteyenler –ister din ve ahlak, isterse ilişki ve sorumluluk itibariyle ailenin ortaya çıkardığı tabii düzenleme olsun- cinsi anarşiye karşı duran herhangi bir engelin var olmasını istemezler.” “Çağdaş cahiliyede erkek ve kadının her biri cinsel ihtiyaçlarını hatırlarına geldiği şekilde ne ahlaki ne sosyal ne yasal ne de fikri bir kayıt tanımadan gerçekleştirmektedirler. Daha sonra herkes kendi çerçevesinde ekonomik varlığını gerçekleştirmektedir. Erkek de kadın da -sözüm ona- kazanmakta her biri kendisi için harcamalarda bulunmakta ve başkasının ekonomik desteğine ihtiyaç hissetmeksizin özel kazancından, yerine getirdiği hayvani cinsel arzusuna gerekli harcamaları yapmakta.

Bunun bir sonucu olarak erkek de kadın da evlenme ve ailelerini oluşturmada oldukça gecikirler. ya bunu tümüyle hesaplarından silerler ya da sürekli bir flört yaşarlar ya da mukaddes bağ (nikah bağı) ile bağlı olmadan dost hayatı yaşarlar, hatta kutsal olmayan dostluk bağıyla bile bağlı olmayan bir cinsel anarşi içinde yaşarlar.” “Peki, erkek ve kadın da cinselliğin ve iktisadi hayatın bütün ihtiyaçlarını gerçekleştiren bu şartlar altında, niçin rahat ve huzurlu değiller? Daha doğrusu erkek de kadın da neden meşakkatlerle karşı karşıya kalmakta onların bu zorlukları sinirsel ve psikolojik rahatsızlıklarla huzursuzluklarla deliliklerle intiharlarla alkolizmle uyuşturucu alışkanlıklarıyla ortaya çıkmaktadır?

Bizim cevabımız şudur: Kadınlar ve erkekler, bu şartlar altında Allah’ın aile yapısında takdir buyurmuş olduğu ve aile dışında kalan –bütün cinsel ve ekonomik ihtiyaçları gerçekleştirse bile – herhangi bir ilişkide takdir buyurmadığı sükûn ve kaybetmiş bulunuyorlar.” “İşte ailenin ortaya çıkmasında ve bütün insanlık tarihi boyunca devam etmesinde oldukça önemli bir unsur olan böyle bir seven fıtrattan kaynaklanan bir sebeptir.” “O’nun varlığının delillerinden biri de, kendileriyle ülfet edip huzura ermeniz için size kendi cinsinizden eşler yaratması ve aranızda bir sevgi ve merhamet var etmesidir. Şüphesiz bunda, sistemlice düşünen bir toplum için nice dersler ve ibretler vardır.” (Rûm, 21) “Gerçek şu ki, her şeyi bilen ve her şeyden haberdar olan Allah, aynı zamanda şunu biliyor ki çocukların sağlıklı bir şekilde yetişmesi, annenin bu önemli göreve kendisini adamasıyla mümkündür. İşte bu durum dolayısıyla aile oluşturma arzusunu fıtratın bir parçası haline getirmiştir.

Fıtrat ancak o takdirde sükûhisseder; bunun dışındaki durumlarda ise huzursuzluğun ve mutsuzluğun acısını hisseder.(isterse bu aileden uzaklaşması halinde cinsel bütün istekler ve ekonomik bütün yeterlilikler sağlanmış olsa bile bu böyledir) Diğer taraftan yüce allah aile içindeki iktisadi ilişkileri öyle bir şekilde ayarlamış ki kadının temel görevine kendisini ayırabilmesi ve evin dışında çalışma ihtiyacı duymaması için onun geçimini tam anlamıyla garanti altına almıştır. Bu bakımdan erkeği, onun ihtiyaçlarını karşılamakla mükellef tutmuştur. o bunu erkeğin bir ihsanı olarak değil, bir mühaline getirmiştir.

Buna karşılık kadını da evin ve çocukların işlerini çekip çevirmekle görevlendirmiş, sonra da onların her birinin fıtratında, sinirsel ve psikolojik terkibinde bu mükellefiyetlere doğru bir meyil halk edip gerekli güçle donatmış; bu yolla varlıklarını gerçekleştirme duygusunu onlarda yerleştirmiştir.” Özetle erkek fıtratına dönmeli, kadın fıtratına dönmeli ve en önemli kale ve sığınak olan aile kurtarılmalıdır. Ailenin yara almaya başladığı, rollerin karıştığı toplumlarda suç oranları, yalnızlık, psikolojik sorunlar artar; huzur ve güven iklimi oluşmaz, çocuklar ve yaşlıların sükûn içinde yaşayamaz vesselam.

İlgili Haberler