Aşı reddi bir özgürlük değil, sınıfsal bir saldırıdır
Dr. Mustafa TORUN "Bir çocuğu bile çiçek hastalığının tahribatından kurtarabildiysem, hayatımı iyi yaşamış sayarım."Edward Jenner Aşıyı patentlemeyi reddedip "İnsanlığın doğuştan hakkıdır." demiştir. Başta söyleyeyim:...
Dr. Mustafa TORUN "Bir çocuğu bile çiçek hastalığının tahribatından kurtarabildiysem, hayatımı iyi yaşamış sayarım."Edward Jenner Aşıyı patentlemeyi reddedip "İnsanlığın doğuştan hakkıdır." demiştir. Başta söyleyeyim: Aşı reddinin masum bir tercih, bireysel bir hak veya ebeveyn özgürlüğü olarak sunulması, en büyük açmaz ve saptırmadır.
Aşı reddi, sadece bireyi değil, toplumu ve özellikle de yoksulları hedef alan, bulaşıcı hastalıklar açısından bir halk sağlığı saldırısı ve sabotajıdır. Koruyucu hekimliğin en temel ilkesi basittir: Hastalık gelmeden önle. Aşı da bunun 200 yılı aşkın süredir kullanılan en ucuz, en etkili ve en kamucu araçlarından biridir.
Bir çocuğu aşılamak, sadece o çocuğu korumaz; etrafındaki henüz aşılanamayan bebeği, kemoterapi alan kanser hastasını ve yaşlıyı da korur. Buna toplum bağışıklığı denir. Aşı reddi ise bu zinciri maalesef kırar.
Peki, bu zincir kırıldığında kim ölür? Elbette öncelikle aşı reddedenin villasındaki çocuğu ölmez. Çünkü onun özel doktoru, özel hastanesi ve yurt dışına gidecek parası vardır.
Ölen, önce yoksul mahallenin çocuğudur. Neden? Çünkü yoksulun evi kalabalıktır, beslenmesi yetersizdir.
Kızamık olduğunda, A vitamini eksikliği nedeniyle hastalık daha ağır seyredebilir ve komplikasyon riski artabilir. Hastaneye ulaşımı zordur, yoğun bakım masraflarını karşılayacak parası yoktur. Salgın başladığında işini kaybeden, okulu kapanan yine yoksuldur.
Tıpkı COVID-19 salgınında gördüğümüz gibi… Parası olan Bodrum'a kaçarken; kuryelik yapan, markette çalışan, otobüse binmek zorunda kalan yoksul, maalesef enfekte olmuştu. Aşı reddi hareketi bu yüzden sınıfsaldır. Lüks bir ideolojidir.
Bu grupların iddialarının bilimsel hiçbir temeli yoktur. 1998'de The Lancet dergisinde yayımlanan ve bilimsel usulsüzlükler nedeniyle geri çekilen bir makaleye, sosyal medyada dolaşan komplo teorilerine dayanırlar. Amaçları ideolojiktir: Kamuyu, bilimi, daha doğrusu sağlık emekçilerini itibarsızlaştırmak ve bunların yerine bireyselciliği, piyasayı koymaktır.
Ne diyorlar? "Devlet çocuğuma karışamaz, benim bedenim…" Bu söylem çok tanıdık değil mi? Aynı söylem, "Devlet ekonomiye karışamaz, bırakın yapsın." diyen neoliberal anlayışın tıptaki karşılığıdır.
Kamusal olan her şeye düşmanlık… Oysa bulaşıcı hastalıklarda, daha geniş anlamıyla enfeksiyonlarda, yalnızca birey yoktur; toplum da vardır. Verem basili senin özgürlükçü olup olmadığına bakmaz. Kızamık virüsü senin ideolojini dinlemez.
Bulaşır. Ve bu ideoloji, koruyucu hekimliği doğrudan yok ediyor. Türkiye'de Aile Sağlığı Merkezlerinde ücretsiz olarak yapılan aşı uygulamaları, Dünya Sağlık Örgütünün önerdiği koruyucu sağlık hizmetlerinin temel bileşenlerinden biridir.
Bu hizmeti yok saymak; hemşirenin, aile hekiminin emeğini yok saymaktır. Aşı reddi artınca ne oluyor? Yıllardır görmediğimiz kızamık geri geliyor, boğmaca geri geliyor.
Sağlık Bakanlığı yeniden salgınların peşinden koşmak zorunda kalıyor. Oysa o bütçeyle yoksul mahalleye diyetisyen, kreş ve temiz su hizmeti götürülebilirdi. Bu yüzden aşı reddiyle mücadele, yalnızca tıbbi değil, aynı zamanda politik bir mücadeledir.
Çözüm sadece "bilim anlatmak" değildir. Çünkü mesele cehalet değil, güvensizliktir. Yoksula yıllarca "Paran kadar sağlık." diyen, şehir hastanelerini şirketlere veren, ilaç fiyatlarını serbest bırakan sistem, şimdi "Devlete güven, aşı ol." deyince inandırıcı olamıyor.
İnsanlar devlete değil, devleti ele geçiren sermayeye güvenmiyor. O güveni geri getirmenin yolu, kamucu bir sağlık politikasıdır. Aşının üretildiği, patentinin halka ait olduğu, hiçbir şirketin kar etmediği, aile hekiminin angaryayla değil, toplumla buluştuğu bir sistem öncelikli olmalıdır.
Aşıyı dayatmak değil, aşıyı halka ait kılmak… Aşı reddi özgürlük değildir. Senin özgürlüğün, başkasının sağlığını tehlikeye attığın yerde biter. Hele o başkası, aşıya ulaşamayan yoksul bir çocuksa bu özgürlük değil, ayrıcalıktır.
Ve halk sağlığı, ayrıcalıklara kurban edilemez.



