ANADOLU TÜRKÜLERİ
Anadolu türküleri ile klasik Türk musikisi arasındaki ilişkiler, halk müziğinin yapısal özellikleri, türkülerin şekil türleri ve Anadolu'daki icra gelenekleri, müzik tarihi araştırmalarında büyük bir öneme sahiptir. Bu...
Anadolu türküleri ile klasik Türk musikisi arasındaki ilişkiler, halk müziğinin yapısal özellikleri, türkülerin şekil türleri ve Anadolu'daki icra gelenekleri, müzik tarihi araştırmalarında büyük bir öneme sahiptir. Bu bağlamda, şehir ve köy musikileri arasındaki etkileşimler, müzikologların ve halk bilginlerinin uzun süredir incelediği konuların başında gelir. Avrupa'da olduğu gibi Türkiye'de de şehir musikisi ile köy musikisi arasında sıkı bir bağ bulunmaktadır.
Köy musikileri şehirlerin etkisinden tamamen kurtulamazken, şehir musikileri de köylülerin yarattığı unsurlara çok şey borçludur. Ancak bu alışverişin gücü her yerde aynı değildir. Türkiye, ulaşım ağlarından ve modern nakil vasıtalarından uzun süre mahrum kaldığı için şehir-köy alışverişi Fransa gibi ülkelerle kıyaslanamayacak kadar kendine hastır.
Anadolu'da geçmişte halkın, yaşadığı bölgelerin dışına askerlik için bile çıkamadığı coğrafyalar mevcuttur. Klasik müzik bestekârları arasında gençliğini taşrada geçirip ardından şehre gelerek medreseye ve klasik sanata intibak eden Anadolulu sanatçılar yer almıştır. Bu müzik insanları, memleketlerindeki gençlik hatıralarından ilham alarak yaptıkları yeni terkip ve birleştirmelerle makam listesini genişletmişlerdir.
Hüseynî makamları ve Aydın usulleri gibi unsurların kökeni bu etkileşimlerde aranabilir. Askerliğin bu süreçlerdeki rolünü abartmamak gerekir. Çünkü en sade bir nefer, en medeni merkezlerde yıllarca yaşasa bile çocukluk anılarının hiçbir parçasından vazgeçmez.
Tekke etkileri şehirlere özgü kalmıştır, zira ücra köşelerdeki tekkelerin musikisi de köylü türkülerinin dinî türlerinden başka bir şey değildir. Türk köylüsü, İslam dışı unsurların şarkılarına karşı her zaman mesafeli durmuştur. İlk ezan şekli istişare edilirken, Hristiyan ve Yahudilerin ibadete çağrı geleneklerine benzememek adına nakus ve şibor çalmaktan kaçınılmıştır.
Sesli ezan okuma yöntemi tercih edilmiş ve ilk ezanı güzel sesli Hazreti Bilal okumuştur. Bu dindar köylü yapısı, İslam dışı müziklere karşı mesafesini her daim korumuştur. Eski Batılı bilginler, Doğu ve Batı Türkmenleri arasındaki yapısal farkları yabancı unsurlarla yapılan evliliklere bağlamak istemişlerdir.
Ancak Dr. Freilitz bu görüşü tarafsız ve ilmi bir dille eleştirerek, coğrafya ve iklimin değişimler üzerindeki rolüne dikkat çekmiştir. En yeni araştırmalara göre, vatan değiştiren müzikler de iklimlere bağlı olarak bünyelerini değiştirmektedir.
İç Anadolu türküleri, Türklerin kökeni olan bölgelerin müzik kültüründen birçok unsuru korumayı başarmıştır. Ses geçişlerinde ve kadanslarda bu bakir izler yaşamaya devam etmektedir. Örneğin, Kırgız ve Türkistan türkülerinin son ölçüleri incelendiğinde, bunların alaturka müzikle hiçbir bağı olmamasına rağmen türkülerle büyük bir benzerlik taşıdığı görülür.
TÜRKÜLERİN SINIFLANDIRILMASI VE ŞEKİL ÖZELLİKLERİ Türküleri incelerken en doğru yaklaşım onları iki ana gruba ayırmaktır: 1) Klasik müzik fen kadrosuna girmeyen türküler. 2) Klasik müzik fen kadrosuna giren türküler. Birinci grubun ezgisel yapısı, diğerlerine kıyasla Batı kurallarına göre daha kolay ve elverişli bir şekilde armonize edilebilmektedir.
Diyanonik sistem içinde yapısal özelliklerinden çok fazla şey kaybetmedikleri görülür. Klasik müzik kadrosuna girebilen türküler ise şehirdeki hanendeler ve sazendeler tarafından küçük fedakârlıklarla mükemmel şekilde icra edilebilmektedir. Bu türküleri olduğu gibi korumak ve ince sazla çalmak en çok tercih edilen yöntemdir.
Klasik bestelere benzeyen türküler ise oldukça yenidir ve İstanbul’un piyasa makamlarının özelliklerini taşır. Bu tarz türkülere özellikle Konya'da rastlandığı tetkik heyeti çalışmalarından anlaşılmaktadır. Türkülerin genel şekil özellikleri başlıca iki gruba ayrılır: a) Uzun : Anadolu'da genel olarak bu isimle anılır.
Konya'nın uzun havaları, divan, bozlak, koşma ve hoyratlar bu gruba girer. Çukurova bölgesi ise Adana taraflarına has bir tür barındırır. Konya'daki uzun havaların ara nağmeleri usullüdür.
Urfa'daki divan ile Sivas'taki bozlakta ise ara nağmenin yerini sazın birkaç mızrap darbesi alır. Uzun havalar, notaya alınmalarındaki zorluklar nedeniyle uzun süre ihmal edilmiştir. Ancak türkülerin en dikkat çekici örnekleri bu gruptadır.
Ferruh Bey uzun havaların notaya alınmasında büyük bir başarı göstermiştir. Bununla beraber, tavır ve üslupları önceden bilinmeden bu eserlerin türkü notaları portelerinden kusursuz çalınabilmesi imkânsızdır. Bu nedenle bestekârların Anadolu'ya inceleme gezileri yapması veya gramofondan yararlanması zorunludur.
Uzun havaların önemi, Asya Türk geleneklerinin izlerini barındırmasından ileri gelir. b) Usullü Havalar: Usullü havalar aynı zamanda oyun havalarıdır. Konya'da bunlara oturak denir.
Ekrem Bey'e göre bu havalarda asma kararlara sıklıkla rastlanır ve çoğunlukla 2/4'lük ölçüdedirler. Saz, usullü havalara birebir eşlik eder. Urfa'da ise usullü havalara kırık veya kesik denilmektedir.
Usulsüz gibi görünen bazı eserlerin aslında usullü olduğu ve başka yörelerde usulle okunduğu defalarca görülmüştür. Anadolu'da halk müziği icrasında kullanılan telli çalgılar büyük benzerlik gösterir. Boyutlarına ve tel sayılarına göre bu çalgılar meydan sazı, adi saz, bozuk, bağlama, tanbura ve çöğüolarak sıralanır.
Meydan sazı, bunların en gelişmişidir ve farklı perdelere akort edilmiş üç takım teli bulunur. Her takım dört telden meydana gelir ve toplamda on iki teli vardır. Bu takımların birer teli pirinçten olup diğerlerine göre bir oktav kalın çekilir.
Sazı çalan kişi aynı zamanda eseri seslendiren hanendedir. Usulsüz bölümlerde saz çalınmaz, sadece ses icra edilir. Güftenin mısrası bittiğinde saz derhal usule geçer.
Tellerin hepsine birden vurulan disonant vuruşlar oldukça dikkat çekicidir. Uzun havaların estetik kıymeti dinlenmeden tam anlamıyla hayal edilemez. Anadolu saz sanatçıları genellikle tek başlarına çalsalar da, fırsat buldukça bir araya gelebilirler.
Bu tür topluluklarda iki meydan sazı ve bir cura bir arada yer alabilir. Divan, Koşma ve Bozlak Türlerinin Yapısı: a) Divan: Usullü ve oldukça uzun bir saz girişini takiben iki mısralık konuşma tarzında bir söz ve ardından usullü bir ara nağmeden oluşur. İkinci kısmın sonu hareketli bir asma karar göstererek ara nağmeye bağlanır.
Divan ismi, sözlerin yerel şairlerin divanlarından alınmış olmasından kaynaklanır. b) Koşma: Saz ara nağmesi, resitatif bölüm, usullü ve sözlü kısım ile tekrar saz ara nağmesinden meydana gelir. Sözleri yerel şiirlerden oluşur ve ara nağmeleri daima usullüdür.
c) Bozlak: Giriş, meyan ve karar bölümleriyle bilinen klasik bir gazel formundadır. Urfa'da gazel formuna hoyrat denilmekte olup, bunun meyan bölümü tecnis adını alır. Tecniste sık makam değişiklikleri görülür.
Halk müziği terimlerinin kökenleri, köylü dilindeki kullanımları ve etimolojileri büyük bir dikkatle araştırılmalıdır. Şarkı söylemek manasına gelen hava aytmak, türkü aytmak, çökmek, çığırmak, okumak tabirleri ile karar vermek manasına gelen yatırmak ve bağlamak sözleri önemli ipuçları sunar. Bestelemek yerine "yakmak" tabirinin kullanılmasının sebebi, bütün türkülerin acıklı olayları anlatan trajik türkü hikâyeleri olmasından ileri gelmez; zira neşeli türküler de mevcuttur.
Bu durum, halk musikisi terminolojisinin derinlemesine incelenmesini zorunlu kılmaktadır.



