25 September 2026, Friday
Ekonomi

AfD dersi: Öfke ve sandık

Almanya birleşeli 36 yıl oldu. Siyasi sınır ortadan kalktı, altyapı büyük ölçüde yenilendi, Doğu ile Batı arasındaki gelir farkı önemli ölçüde kapandı. Buna rağmen Saksonya-Anhalt eyaletinde pazar günü yapılan seçim,...

Almanya birleşeli 36 yıl oldu. Siyasi sınır ortadan kalktı, altyapı büyük ölçüde yenilendi, Doğu ile Batı arasındaki gelir farkı önemli ölçüde kapandı. Buna rağmen Saksonya-Anhalt eyaletinde pazar günü yapılan seçim, ekonomik ve toplumsal birleşmenin tamamlanmadığını bir kez daha gösterdi.

2021'de %20,8 alan aşırı sağcı AfD oyların %44'üne yakınını alırken CDU %18'in altına geriledi.  Bunun yalnızca göçmen karşıtlığıyla açıklanması çok eksik kalır. Berlin Duvarı’nın yıkıldığı 1989’dan sonra Doğu Almanya büyük bir ekonomik yakınsama yaşadı. Ancak bu ülkenin batısı ile eşitlenme anlamına gelmedi.

Batı'da ücretler hâlâ daha yüksek, ekonomik üretkenlik daha güçlü, büyük şirketlerin merkezleri ve yüksek ücretli işler daha yoğun. Gelirden daha önemlisi servet farkı. Batı Alman aileleri onlarca yıl konut, şirket, finansal varlık ve miras yoluyla servet biriktirdi.

Doğu'daysa sosyalizmden kapitalizme geçişte böyle bir başlangıç sermayesi yoktu. Birleşmenin ardından fabrikaların kapanması, şirket merkezlerinin Batı'ya taşınması ve genç nüfusun göçü bu farkı kuşaklar boyunca devam ettirdi. Dolayısıyla AfD’nin yükselişinde ev sahibi olabilmekten iyi eğitime erişmeye, aileden miras kalmasından işini kaybettiğinde dayanabileceği ekonomik desteğe kadar uzanan bir fırsat eşitsizliği söz konusu.

Saksonya-Anhalt bu dönüşümün en sert yaşandığı bölgelerden biri. Eski Doğu Almanya'nın önemli sanayi merkezlerinden olan eyalet, birleşmenin ardından linyit ve kimya sanayilerinde ağır istihdam kaybetti. Nüfus azaldı, yaşlandı ve ekonomik açıdan Almanya'nın alt sıralarında kaldı.

Göç meselesi de bu açıdan ilginç bir faktör çünkü Saksonya-Anhalt’ta göçmen nüfus yoğun değil %1 civarında. Dolayısıyla AfD'nin %44'e yaklaşan oyunu, "çok fazla göçmen geldi, seçmen tepki gösterdi" denklemiyle açıklamak mümkün değil. Radikal sağın yükselişinde daha karmaşık bir mekanizma işliyor.

Ekonomik olarak geride bırakıldığını düşünen seçmen bir süre sonra yalnızca ne kadar kazandığını değil, devletin kaynaklarını nasıl ve kimlere dağıttığını sorgulamaya başlıyor. Konut, sosyal yardım, eğitim ve sağlık hizmetlerine erişimde kendisini dezavantajlı hisseden insan açısından göç, ekonomik rekabetin sembolüne dönüşebiliyor.  AfD'nin başarısı göçmenlerin Doğu Almanları yoksullaştırmasından çok, mevcut ekonomik güvensizliği göç ve kimlik siyaseti üzerinden mobilize edebilmesinden kaynaklanıyor. Seçim araştırmaları bu zemini açıkça gösteriyor.

Saksonya-Anhalt'ta seçmenlerin %86'sı Başbakan Merz'in vaatlerini yerine getirmediğini, %82'si vergileri azaltmak için yeterince çaba göstermediğini, %70'i ise ücretli çalışanların çıkarlarını korumadığını düşünüyor. Ekonomik hoşnutsuzlukla siyasi sisteme güvensizlik birbirini besliyor. Türkiye ile Almanya'nın siyasi koşulları elbette farklı.

Türkiye açısından Almanya deneyiminin önemi de zaten AfD ile herhangi bir Türk partisi arasında benzerlik kurmakta değil. Asıl bilgi, uzun süre ekonomik baskı altında kalan ve sistemin kendisine adil davranmadığına inanan orta sınıfların öfkesinin sonunda nereye aktığı. AKP bir zamanlar yerleşik düzene karşı değişim talebinin oylarını toplamıştı.

Bugün ise uzun iktidar döneminin sonunda kendisi yerleşik düzenin temsilcisi. Hatta yerleşik düzeni mutlak şekilde kendi lehine değiştirerek geniş toplum kesimlerini yalnız bırakan bir siyaseti temsil ediyor. Yüksek enflasyonun aşındırdığı gelirler, yaşam maliyeti krizi, ağırlaşan gelir ve servet eşitsizliği, kamu kaynaklarının paylaşımına ilişkin adaletsizlik algısı, arşa varan yolsuzluk iddiaları, liyakat kaybı ve hukukun siyasetin silahı haline gelmesi özellikle orta sınıflarda yalnızca ekonomik değil, sistemik bir tepki üretiyor.

YENİ Parti'ye kısa sürede yönelen güçlü destek bu açıdan ayrıca önemli. Farklı araştırmalar oran konusunda ayrışsa da son anketlerde sosyal demokrat Yeni Parti %34-39 bandında ve AKP'nin önünde ölçülüyor. Burada önemli olan Yeni Parti ile AfD arasında benzerlik değil, tam tersine aralarındaki temel fark.

Türkiye'deki düzen karşıtı seçmen öfkesinin önemli bir bölümünün aşırı sağa, aşırı sola ya da demokratik sistemin dışını zorlayan bir harekete değil, sosyal demokrat ve demokratik bir siyasi seçeneğe yönelmesi Türkiye açısından önemli bir avantaj. Yeni Parti’nin çekim merkezi olması demokrasi adına umut.  Bu nedenle AKP'nin YENİ Parti'yle siyasi rekabet etmek yerine hukuku kullanarak hareket alanını daraltmaya çalışması yalnızca Yeni Parti açısından sorun yaratmıyor. Daha büyük bir demokratik risk üretiyor.

Çünkü ekonomik sıkışmışlık ve adaletsizlik duygusunun yarattığı seçmen öfkesi, onu temsil eden demokratik kanal ortadan kaldırıldığında ortadan kaybolmuyor. Almanya'nın bugün yaşadığı yerleşik siyasete güvenini kaybeden seçmenin kendisini temsil edecek bir yol arayışı. Almanya'nın doğusunda bu boşluğu giderek aşırı sağ dolduruyor.  YENİ Parti'nin önemi bu nedenle yalnızca seçmenin inandığı ve güvendiği yeni bir siyaset üretmesinden ibaret değil.

Ekonomik ve hukuki düzene karşı büyüyen tepkiyi demokratik siyasetin içinde tutabilecek bir kanal oluşturması da en az bunun kadar önemli. O kanalı hukuk silahıyla kapatmaya çalışmak, seçmen öfkesini ortadan kaldırmaz. Yalnızca nereye akacağını daha tehlikeli biçimde belirsiz hale getirir.

İlgili Haberler